İçeriğe geç

Salı ne demek Osmanlıca ?

Salı Ne Demek Osmanlıca? Günümüz Salıları ve Osmanlı’daki Salılar Arasındaki İronik Bağlantı

Salı Gününden Ne Bekliyorduk ki? Bir Osmanlıca Turu

Herkese merhaba! Bugün biraz kafa karıştırıcı ama aynı zamanda çok eğlenceli bir konuya dalıyoruz: Salı ne demek Osmanlıca? Bu soruyu sorarken, salı günüyle ilgili kafamda deli sorular dönüp duruyor. Çünkü, bildiğimiz salı, o sıradan iş yerinde stresli geçmesi muhtemel gün değil mi? “Salı” diyoruz, ama bir Osmanlı padişahı dönemi olsa, “Salı” ne demek olurdu?

Düşünüyorum: Osmanlı’da Salı, hani şu bizim çok sevmediğimiz, işte “Yarına kadar bir şeyler yetiştirmen lazım” dediğimiz, “Bugün de pazartesi ruhu var gibi ama pazartesi değil işte” dediğimiz gün… Ne kadar tanıdık! Ama Osmanlıca öğrenmeye başladım diyorsanız, işte burada çok derin bir mesele var, dostlarım.

Salı demek, Osmanlıca’da ne demekti? Yani bir Osmanlı veziri Salı günü kahvesini içerken ne düşünüyordu? Ha, bir de bu işin mantığı var: Salı sözcüğünün tam olarak ne zaman, nasıl ortaya çıktığı ve Osmanlı’daki yeri ile bugünkü anlamının ilişkisi.

Başlayalım, zira bu konuyu kendi içimde felsefi bir sorgulamaya dönüştürmeden bitirmek mümkün değil.

İlk Adım: Osmanlı’da “Salı”ya Dair Ne Biliyorduk?

Şimdi, ciddi şekilde başlayalım: Osmanlıca’da “Salı” kelimesinin tam olarak ne anlama geldiğini anlamadan önce, biraz tarihe göz atalım. Salı, bizde bugünkü takvimde haftanın ikinci günü olarak kabul ediliyor. Ama Osmanlı’da işler biraz farklıydı. Aslında, Salı kelimesi, Arapçadaki “الثلاثاء” (üselâs) kelimesinden türetilmiş. Yani, bir anlamda “üçüncülük” meselesi… Hani bizdeki gibi “Pazar, Pazartesi, Salı” sıralaması yoktu. Araplar takvimde, haftanın ilk günü olarak pazarı alıyor, sonra pazartesiye geçiyorlar ve salı… Salı en “3. gün” oluyor.

Buna bir bakın, Osmanlı’da haftanın düzeni çok daha ciddi, daha bir prensipliymiş gibi hissettiriyor. Yani düşünün, Osmanlı’da Salı, takvimde bir şeylerin daha yerli yerine oturması, biraz işlerin toparlanması gibi algılanmış olabilir. Gerçekten de pazartesi kadar korkutucu değil, ama “Artık bir şeyler yapmalıyım!” moduna gireceğiniz bir gün.

Evet, belki de bir Osmanlı padişahı, Salı günü kalkıp şöyle derdi: “Bugün, işlerim yolunda gitmeye başlasın, ama pazartesinin ruhunu taşımasam bari.” Hah, işte o an Salı’yı sevmeye başlıyoruz. Bugün de hâlâ pazartesinin laneti peşimizden geliyor, değil mi? Ama biz buna “Salı” diyoruz.

Salı Günü İşyerindeki Çıkmaz: Osmanlı’da Salı ve Günümüz Salısı

İşte burada devreye biraz da kendi hikayem giriyor. Kayınvalidemle geçenlerde sohbet ediyorduk, ve tabii bir şekilde konu yine her zaman olduğu gibi Salı gününe geldi. “Hadi ya, senin iş yerinde de salı günü herkes böyle bir bıkkınlık içinde mi?” diye sorunca ben, işte o an, hemen hatırladım: “Evet, Kayınvalidem! Benim iş yerimde de salı günü tam olarak bu: bir tür ‘günümüz Osmanlı’sı’ gibi.”

Ama ne yazık ki Salı gününe, Osmanlı’daki o ihtişamlı anlamları yükleyemiyoruz. Osmanlı’daki salıların çoğu, padişahın başkente uzak vilayetlerden gelen raporları okuduğu, ciddi işlerin yapıldığı günlerdi. Yani “Salı”, bir nevi devletin de ‘iş yaptığı’ günlerdi. Ama biz şimdi ne yapıyoruz? Pazartesi sendromu üzerinden pazartesi boğulmuş bir şekilde, salı günü de “Bugün ne zaman tatil olacak?” diye düşünüyoruz.

Çalışan, “Salı günü her şey biraz belirsiz gibi” diyordu. Hah! Bunu duyduğum an, “Aman Tanrım, demek ki Salı hakkında yalnız değilim!” diyordum. Bu tür iç seslerle, Salı günü sadece iş yerinde değil, ruhsal olarak da savaşıyoruz. Bu sebepten, Salı’yı Osmanlı dönemine taşımak biraz zor olsa da, bir gün belki de Salı’yı sevmenin sırrını keşfedeceğiz.

Bir Osmanlı Padişahının Salı Günü: Felsefi bir Yaklaşım

Tabii, burada asıl meseleye geliyoruz: Osmanlı’da Salı demek, sadece “haftanın üçüncü günü” müydü? Bence değil. Osmanlı’da Salı, ciddi bir iş günüydü. Zaten günlük işlerin sıralanması konusunda oldukça ciddi bir disipline sahip olan Osmanlı padişahları ve vezirleri, Salı gününü bir anlamda “faaliyet ve üretkenlik günü” olarak kabul etmişlerdi. Mesela padişah, bir hafta boyunca pek çok devlet işine kafa yormadan, Salı günü yapacağı reformları, yeni anlaşmaları ya da adalet meselelerini bir araya getirirdi.

Salı günü iş yapmadıysa, bu da bir meseleydi. Düşünsenize, padişah bir Salı günü uyandı ve sabah erken saatlerde harekete geçti. Bugün, bu tür Salı akşamlarında olmasa da, Osmanlı’daki Salı’dan gelen o “hızlı kararlar alalım, işlerimizi toparlayalım” modunu bir türlü yakalayamıyoruz. Ama belki de işin sırrı burada: Her Salı, tarih boyunca bir arayışla geçmiş. Bu yüzden Salı demek, hep “yeni bir şeyler yapalım” demek. Gerçekten de her Salı günü farklı ve yeni bir fırsatla gelmeli.

Sonuç: Salı, Osmanlı’dan Günümüze; “Peki, Bu Salı Ne Olacak?”

Bugün günlerden Salı, saatler bir yavaşlamış gibi. Ama olsun, bu da bir nevi fırsat. Çünkü her Salı, kendine has bir dondurması, patatesi, çayı, ekmeği var; yani başka bir deyişle, Osmanlı’dan kalan o “günü iyi değerlendirme” psikolojisini biz de kabullenmeliyiz. Hatta belki de her hafta kendimize bir Osmanlı padişahı gibi, “Bu hafta neler yapacağım, Salı günü ne olacak?” diye sorarak, o eksik olan motivasyonu yakalayabiliriz.

Ve şunu da unutmamak lazım: Salı demek, Osmanlı’da çok daha fazla şeydi. Hem yeni fırsatlar yaratmak hem de her şeyin daha iyi gitmesi için bir gün demekti. Peki, biz bugün aynı motivasyonu bulabiliyor muyuz? Bence bulmalıyız.

Bugün, biraz hayal kırıklığına uğrasak da, Osmanlı’dan miras kalan bu “Salı”yı içselleştirebiliriz. Haftanın ikinci günü, sadece işlerin yoğun olduğu bir gün olmamalı. Biz de Salı’yı yeniden yaşamalıyız.

Salı ne demek? Belki de sadece günlerden biri değil, bazen yeni bir başlangıç, bazen ise yeni bir fırsattır.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

mecidiyeköy escort bonus veren siteler
Sitemap
ilbet giriş yap