İçeriğe geç

Felsefe Taşı kaç TL ?

İlk Felsefeciler Kimlerdir?

Felsefe… Bu işin içinde bir gariplik var, fark ettiniz mi? İnsanlık tarihinin en eski düşünsel yolculuklarından biri ve nedense hala ne yapmamız gerektiği konusunda net bir fikrimiz yok. Peki, ilk felsefeciler kimlerdi? Neden bu adamlara “ilk” dedik? Gerçekten akıllıca bir şey mi söylediler, yoksa bir grup entelektüel soytarı mıydılar? Ben İzmir’de, genç bir yetişkin olarak felsefeye bir göz attım ve bazıları bana gerçekten ilham verirken, bazıları da “Hadi be ya, boşuna mı bu kadar zaman harcadık?” dedirtti. Şimdi, başlıyoruz: felsefenin temellerini atan o ilk isimlere doğru bir yolculuk yapalım.

İlk Felsefeciler Kimdir? – Başlarken

Felsefe, başlı başına bir tartışma konusu. Bu yazıda ilk felsefecilerden bahsedeceğiz ama işin içinde biraz da eleştiri olacak. Yani bu yazıyı yazarken o eski filozofların zaman zaman evrimleşmemiş bakış açılarını da göz önünde bulunduracağım. Çünkü, hani çok derin, çok havalı olabilen bu eski adamlardan bazıları bana kalırsa gerçekten abartılmış. Ama yine de kabul etmemiz gereken bir şey var: Bu insanlar, felsefenin temellerini atmışlar ve biz bugün, onların söylediklerinin üstüne biraz daha inşa edebiliyoruz. Sadece bazen “Bu kadar mı?” diyorsunuz.

Başlangıç: Tales ve İlk Felsefi Sorular

Tales, MÖ 624-MÖ 546 civarında yaşamış ve ilk felsefi düşünceyi başlatanlardan biri olarak kabul edilir. Peki, bu adam ne demiş? “Her şey sudan türedi.” Şimdi, bakın, çok ağır bir şey söylemiş gibi bir his uyandırıyor değil mi? Ama “Ya sen de, her şey sudan türedi diyorsun ama sudan nasıl oldu da böyle bir düşünce çıktı?” diyorsunuz. Bu çok mantıklı bir soru. Hani, bir şeylerin temeli su olabilir de, nasıl oldu da insanlar bu suyu felsefi bir temele oturttu? Yani bir bakıma, Tales’in “su” fikri, felsefenin başlangıcı sayılabilir ama oldukça basit bir yaklaşım. Felsefe o kadar büyümedi, daha genişlemeye başlamadı.

Güçlü Yönü: Tales, doğa olaylarını tanımlarken mitolojiden değil, gözlemlerinden faydalanmış. Bu da felsefenin bilimsel düşünceye doğru kaymaya başlamasının ilk adımlarından biriydi.

Zayıf Yönü: Hadi gelin, o kadar ileri gidip de “her şey sudan oluşuyor” demek biraz da tembelce bir yaklaşım gibi. Felsefi bakış açısını genişletebilmek için biraz daha fazla derinlik gerekmez mi? Her şeyin sudan türediği iddiası çok da sağlam bir fikir değil, değil mi?

Anaksimandros: Evrenin Karanlık Şeyleri

Tales’in öğrencisi Anaksimandros, evrenin temeline dair çok daha soyut bir görüş sundu. Her şeyin Apeiron yani “sonsuz” bir şeyden türediğini savundu. Bu bir anlamda “tamam, su dedin de o kadar basit değil, bir de bunu düşün” demek gibi bir şey. Fakat, evrenin kökenine dair düşündüğü şeyin soyutluğu, felsefi anlamda ciddi bir ilerlemeydi. Anaksimandros’un bu yaklaşımı, felsefenin soyutlaşmaya başlamasının ve insanların somut gerçeklerden daha büyük, soyut sorular sormaya başlamasının temellerini attı.

Güçlü Yönü: İnsanlık, evrenin bir başlangıcı olduğunu ve bu başlangıcın doğaüstü bir güçten gelmediğini düşünmeye başlamıştı. Felsefi bir düşünceyi, mitolojiden çıkarıp soyut bir düzleme taşıdı.

Zayıf Yönü: Sonsuz bir “Apeiron” fikri de kafa karıştırıcı. Ne demek o? Bütün evrenin temeli bir tür karanlık mı? Eğer her şeyden önce bir şey var ise, o şeyin ne olduğu konusunda kimse netleşememiş gibi gözüküyor. Felsefi olarak derin ama biraz belirsiz bir önerme.

Heraklitos: “Her Şey Değişir” Ama Değişmeyen Bir Şey Var Mı?

Heraklitos, zamanın ve değişimin babalarından birisi olarak kabul edilir. “Her şey akar, hiçbir şey durmaz” demiş ve aslında felsefeye çok sert bir yön vermiştir. O kadar sert ki, adeta “Her şey değişir” derken, “Ama ben değişmiyorum” diyordu. Gerçekten mi? Yani, madem her şey değişiyor, sen neden aynı kalıyorsun? Heraklitos’a göre, değişimin temeli ateşti ve her şey bu ateşin içinde dönüşüyordu. Yani ateşin bir tür soyut varlık olduğunu ve tüm evrenin ona dayanıp dönüştüğünü düşündü.

Güçlü Yönü: Heraklitos’un değişim üzerine düşüncesi, modern bilimsel dünyada da önemli bir yer tutuyor. Zamanın, varlığın ve değişimin sürekli bir akış halinde olduğu fikri, hem bilimsel hem felsefi olarak tartışılmaya devam etti.

Zayıf Yönü: Değişim fikrini o kadar ileriye götürdü ki, bir şeyin “değişmesi” her şeyin geçici olduğu anlamına mı geliyor? Bu bakış açısı biraz da nihilizme kaymıyor mu? Yani, hiçbir şeyin anlamı yokmuş gibi hissediyorsunuz. O zaman da “Her şey değişiyor” diyerek her şeyin değersiz olduğu sonucuna varılabilir.

Pythagoras: Matematiksel Zihniyetin Başlangıcı

Matematik ile felsefeyi harmanlayan ilk felsefecilerden biri Pythagoras’tı. Her şeyin sayılarla açıklanabileceğini iddia etti. “Evet, dünya düzeni ve evren sayılarla çalışıyor” dedi. Şimdi, burada bir gariplik var. Yani, evet, sayılar evrenin düzenini bir şekilde tanımlıyor ama her şey sayısal bir düzene indirgenebilir mi? Sayılar evreni anlamlandırmada ne kadar yeterli?

Güçlü Yönü: Matematiksel düşüncenin temellerini atarak, felsefeye bilimsel bir yön kazandırdı. Matematik ve felsefe birleşince çok daha anlamlı bir yapıya büründü.

Zayıf Yönü: Sayılarla her şeyi açıklamak da tekdüze bir düşünceye yol açıyor. Her şeyin sayılarla ölçülmesi, insan duyguları ve evrenin daha “soyut” yönleriyle ne kadar uyumludur? İnsanlık sadece sayılarla mı açıklanabilir?

Sokratik Düşünce: “Bilmiyorum, Ama Sormaya Devam Ediyorum”

Son olarak, Sokrat’tan bahsetmeden geçmek olmaz. Bu adam, “Sadece sorgulayarak doğruya ulaşılır” diyerek felsefenin yapısını temelden değiştirdi. Ama kendisi kimseye tek bir doğruyu gösteren bir öğretmen olmamıştı. Yani, her şeyin daha karmaşık olduğunu söyleyen, hiç rahat vermeyen bir tipti. Gerçekten derinlikli düşünmenin ilk adımını attı, fakat onu takdir etmek biraz da biraz sıkıcı olabilir. Çünkü her sorusuyla kafalar karıştı, ama neyse ki insanları düşünmeye teşvik etti.

Güçlü Yönü: Felsefeye sadece öğretici değil, sorgulayıcı bir bakış açısı kazandırarak, doğruyu bulmaya çalışan bir sistemin temelini attı.

Zayıf Yönü: Felsefede sadece sürekli soru sormak, bazen insanı sonsuz bir düşünce döngüsüne sokabilir. Ama Sokrat’ın da bir yol gösterici olması gerekmez miydi?

Sonuç: İlk Felsefeciler ve Günümüz Felsefesi

İlk felsefeciler, evet, önemli bir dönüm noktasıydı. Ama aynı zamanda kafaları karıştıran, biraz fazla soyut ve bazen fazla sert yaklaşımlara sahipti. Her biri kendi bakış açısına göre önemliydi, ancak bazen fikirlerindeki eksiklikleri görmek de zor değil. Şimdi, her ne kadar tartışmalı bir başlangıç olsa da, onların bu felsefi yolculuğu bugünkü dünya görüşümüzü şekillendirdi. Ancak, ne de olsa hala sorulara cevap veriyoruz ve felsefeyi anlamak, bazen sadece soruları sormakla ilgili olabilir.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

mecidiyeköy escort bonus veren siteler
Sitemap
ilbet giriş yap